top of page

Hayat, Anılar ve Eğitimin Sessiz Etkisi

Sevgili dostlar, 

Bugün sizlerle hayata ve hayatın içinde eğitimin nerede durduğuna biraz daha yakından bakmak istiyorum.


“Hayat aslında anılardan ibarettir” derler. Bu düşünceye katılmamak zor. Çünkü yaşamanın en güzel yanı, hatta yaşamayı gerçekten hissetmemizi sağlayan şey; yalnızca güzel anılar değil, aynı zamanda zorlayıcı, can acıtan, çirkin diye adlandırdığımız anılar değil midir? Nefes aldığımızı hissetmemiz, hayatta olduğumuzu fark etmemiz; tam da bu duyguları yaşarken mümkün olmuyor mu?


Peki, tüm bunların eğitimle ne ilgisi var?

Hayatımızın yaklaşık otuz yılı, gerçek anlamda eğitim binalarında, sınıflarda, öğretmenlerle ve sınavlarla geçiyor. Elbette öğrenmek hayat boyu devam eden bir süreç; ancak bu ilk otuz yıl, neredeyse tamamen “öğrenmek” ve “başarmak” etrafında şekilleniyor. Daha da önemlisi, kim olduğumuza karar veren; kendimize dair inançlarımızı oluşturan iyi ya da kötü anıların büyük bölümü de bu eğitim yolculuğu sırasında birikiyor.


Bugün kendimize dair “Ben buyum” dediğimiz pek çok düşüncenin, çocukluk ve gençlik yıllarında yaşadıklarımızdan beslendiğini fark etmiyoruz bile. İşte tam da bu yüzden, kendimizi keşfetme sürecinde eğitimle biriktirdiğimiz anıların hayatımızdaki yerini doğru anlamak hayati bir önem taşıyor.


Sevgili anne babalar; 

Çocuklarımızın birey olma yolculuğunda biriktirdikleri anılara dikkat etmeliyiz. Sadece ne yaşadıklarına değil, yaşadıklarını nasıl anlamlandırdıklarına odaklanmalıyız. Başarıyı; notlar, sınavlar ve sonuçlarla sınırlamak yerine, çocuklarımızın geliştirdiği duygusal güç üzerinden değerlendirmeyi öğrenmeliyiz.


Duygusal güç; hayatta biriken anılarla oluşan, insanın kendisiyle ve dünya ile kurduğu ilişkiyi belirleyen en temel hammaddedir. Zorluklar karşısında ayağa kalkabilmek, hata yapmaktan korkmamak, denemeye devam edebilmek; işte bunların hepsi duygusal güçle mümkündür. Ve bu güç, çoğu zaman ders kitaplarında değil, yaşanan anların içinde şekillenir.


Bugün çocuklarımız, ne kadar çok ders başarısı gösterirlerse o kadar fazla takdir ediliyor, ödüllendiriliyor. Sınav başarısı, neredeyse hayatın tek amacı hâline gelmiş durumda. Üstelik çoğu zaman kendi gerçekleştiremediklerimizi, kendi yarım kalan hayallerimizi çocuklarımızın başarıları üzerinden tamamlamaya çalışıyoruz. Bu konu başlı başına başka bir yazının meselesi; ancak şu gerçeği gözden kaçırmamalıyız: Herkes her şeyi bilmek zorunda değil. Herkes her alanda başarılı olmak zorunda da değil.


Asıl mesele; çocuklarımızın yeteneğinin ve çabasının nerede gerçek karşılığını bulduğunu fark edebilmek. Onları kalıplara sokmak yerine, güçlü oldukları alanlara odaklanmak ve hayatın her aşamasında motivasyonu en güçlü araç olarak kullanabilmek.


Bir an durup kendi çocukluğumuzu düşünelim. Kaçımız çözdüğümüz testleri, aldığımız notları hatırlıyoruz? Ama bir öğretmenin bizi nasıl hissettirdiğini, bir arkadaşın söylediği tek bir cümlenin içimizde nasıl iz bıraktığını ya da bir başarısızlık anında yalnız mı yoksa desteklenmiş mi olduğumuzu çok net hatırlıyoruz. Çünkü insanı büyüten şey sonuçlar değil; o sonuçlara giderken yaşanan duygulardır.


Sevgili dostlar, 

Mesajımı netleştirerek bitirmek istiyorum: Lütfen çocuklarımızın yolculuğunda sonuca değil, sürece odaklanın. Yolu yürürken yanlarında olmaya çalışın. Onları yalnızca bitiş çizgisinde bekleyen bir seyirci gibi izlemeyin. Çocuklar yarış atı değildir; onlar, kendi hızında ilerleyen, düşe kalka öğrenen bireylerdir.


Hem onların hem de sizin biriktirdiğiniz anılar, sandığınızdan çok daha kıymetli. Çünkü bir gün geriye dönüp baktıklarında, hatırlayacakları şey kazandıkları sınavlar değil; nasıl hissettikleridir.


Yorumlar


bilgi@bekircelen.com

0533 718 81 27

  • White LinkedIn Icon
  • White Facebook Icon
  • White Twitter Icon
  • White Instagram Icon

©2026 by Bekir Çelen

Tüm hakları saklıdır

Karaman Mah. İzmir yolu Cad. No :90 Nilpark AVM Ofis Kat: 3 D: 61 Nilüfer/Bursa 16000 Bursa

bottom of page